Not · 4 dakikalık okuma
Work and Travel: işveren görüşmesi ve konsolosluktaki kısa mülakat
Work and Travel'da iki ayrı görüşme var ve ikisi de ezberlenmiş paragraflara iyi tepki vermiyor. Kısa ve doğal cevap vermeyi, en sık duyduğumuz hatalarla birlikte anlattık.
Work and Travel'a başvuran biri İngilizce konuşacağı iki ayrı görüşmeden geçiyor. Biri işverenle: genelde görüntülü, birkaç dakikadan biraz uzun, otel ya da tema parkı müdürünün seni işe alıp almayacağına karar verdiği görüşme. Öbürü ABD konsolosluğunda J-1 vizesi için yapılan mülakat: kısa ve çoğu zaman bir gişe camının önünde, ayakta. İkisi farklı şeyler soruyor ama ortak bir noktaları var. İkisi de ezberlenmiş paragraflara pek iyi tepki vermiyor.
İşveren ne duymak istiyor
İşveren bir dil sınavı yapmıyor. Yaz boyunca kasada, mutfakta ya da havuz başında müşteriyle konuşacak birini arıyor. Sorular da bunun etrafında dönüyor: hangi tarihlerde müsaitsin, daha önce bir işte çalıştın mı, kızgın bir müşteriyle ne yaparsın, neden bu işi istiyorsun.
Türk adaylardan en sık duyduğumuz cevap şu: I want to improve my English and learn new cultures. Cümlenin kendisinde büyük bir hata yok, sadece learn about other cultures daha doğal olur. Sorun içerikte. İşveren bu cümleyi o gün belki on kez duydu ve cümle onun derdine dokunmuyor. Bunun yerine somut bir şey söyle: I worked at my uncle's café last summer, so I'm used to busy weekends. I'd like to do the same kind of work in a bigger place. İki cümle. İkisi de doğru, ikisi de seninle ilgili.
Kızgın müşteri sorusunda adaylar genelde ideal bir cevap ezberliyor: I stay calm and I always solve the problem. Daha inandırıcı olan, gerçekten ne yapacağını adım adım söylemek. I'd listen first, say sorry, and if I can't fix it, I'd call my manager. Burada I'd önemli. Varsayımsal bir durumu anlatıyorsun ve would tam olarak bunun için var.
Konsoloslukta birkaç dakika
J-1 mülakatı genelde kısa sürüyor. Görevli seni tanımıyor; birkaç soruyla kim olduğunu, ne yapacağını ve program bitince ne olacağını anlamaya çalışıyor. Sorular çoğunlukla şu tür: hangi üniversitede, kaçıncı sınıftasın, bölümün ne, Amerika'da hangi işte çalışacaksın, döndükten sonra ne yapacaksın. Hangi belgeleri götüreceğini ve güncel koşulları sponsor kuruluşundan ve konsolosluğun kendi sayfasından öğren; bu yazı onların yerini tutmaz.
Bu mülakatta uzun cevap avantaj değil. Görevli bir soru sorar, cevabın ortasında bir sonrakine geçebilir. Biz derste buna "bir cevap, bir ayrıntı" diyoruz: soruyu cevapla, tek bir somut bilgi ekle, dur.
Bir örnek. Soru: What will you do after the program?
Ezber gibi duyulan cevap: After the program I will return back to my country because I have to complete my education and also my family is in Turkey and I love my country very much.
Daha doğal olanı: I'll go back for my final year. I have two more semesters before I graduate.
İkinci cevap daha kısa ama görevlinin aradığı bilgiyi veriyor. Birinci cevap da aynı bilgiyi veriyor, sadece üstüne bir paragraf ekleyip bir de dil hatasıyla başlıyor.
En sık duyduğumuz hatalar
| Yanlış | Doğrusu | Neden |
|---|---|---|
| I am student in Ege University. | I'm a student at Ege University. ya da I study tourism at Ege University. | Meslek ve rol söylerken a gerekir; üniversite için edat at. |
| I am third class. | I'm in my third year. | "Üçüncü sınıf" Türkçe kalıbı; İngilizcede yıl söylenir. |
| I will return back to Turkey. | I'll go back to Turkey. ya da I'll return to Turkey. | Return zaten geri dönmek demek; back fazla. |
| My job is lifeguard. | I'm going to work as a lifeguard. | İş henüz başlamadı, plan anlatıyorsun. |
| I didn't go abroad before. | I've never been abroad. | Hayatın boyunca olmamış bir şey için present perfect. |
Bu hatalardan hiçbiri tek başına bir görüşmeyi kaybettirmez. Ama ilk cümlende I am student dersen karşındaki daha sonraki her cümlene biraz daha dikkatli kulak veriyor. İlk iki cümleni hatasız kurmaya alışmak, kısa bir görüşmede gerçekten fark ediyor.
Derste nasıl çalışıyoruz
Yüz yüze derste masanın bir ucuna bir "gişe" kuruyoruz. Görevli rolündeki kişinin elinde karıştırılmış on soru kartı var. Kartları sırayla değil rastgele soruyor ve bir cevap iki cümleyi geçince kibarca sözü kesip yeni soruya geçiyor. Masadaki üçüncü kişi sadece bir şeyi not ediyor: cevaplar kaç cümleydi ve hangisinde return back ya da I am student gibi bir kalıp çıktı. Sonra roller değişiyor.
İşveren görüşmesini ise uygulamadaki canlı derste çalışıyoruz, çünkü gerçek görüşme de çoğu zaman ekran üzerinden oluyor. Kameranın açık olduğu, sesin gecikebildiği, karşındakinin aksanını ilk kez duyduğun bir ortam. Görüşmede soru anlaşılmadıysa söylenecek cümleyi de burada oturtuyoruz: Sorry, the connection broke up a bit. Could you repeat the question?
Bir şey daha. Bazı adaylar cevaplarını kâğıda yazıp ezberliyor, sonra mülakatta ilk kelimeyi hatırlamayınca bütün cevap gidiyor. Biz cevabı ezberletmiyoruz. İçinde ne olacağını ezberletiyoruz: üniversite, bölüm, yıl, iş, dönüş planı. Cümleyi her seferinde baştan kuruyorsun ve beşinci denemede artık kendin gibi konuşuyorsun.
Bu hazırlığın söz veremediği şey
Vize kararını konsolosluk veriyor ve bu karar sadece İngilizceye bakılarak verilmiyor. İyi konuşmak kimseye vize garantisi sağlamaz, biz de böyle bir söz vermiyoruz. Belge, başvuru ya da sponsor işleriyle de ilgilenmiyoruz; bunlar için başvurduğun kuruluşla konuşman gerekiyor.
Seviyen A1 civarındaysa birkaç haftalık mülakat çalışması işveren görüşmesini rahat geçirmene yetmeyebilir. O durumda önce temel konuşmaya, kendini ve gününü anlatmaya zaman ayırmak daha doğru. Mülakat çalışması, zaten var olan İngilizceni kısa ve düzgün kullanmana yardım ediyor. Olmayan İngilizceyi birkaç haftada yaratmıyor.