İçeriğe geç

Not · 5 dakikalık okuma

Erasmus'tan önceki dönem: ilk haftada gerçekten lazım olan İngilizce

İlk hafta kimse senden makale özeti istemiyor. Yurt ofisinde, bankada, koordinatörün odasında ve ortak mutfakta geçen konuşmalara nasıl hazırlanacağını sınıftaki hatalarla anlattık.

Uçak penceresinden dışarı bakan gözlüklü genç bir adam

Erasmus'a kabul haberi gelince çoğu kişi aynı şeyi yapar: bir akademik kelime listesi indirir, uzun metinler okumaya başlar. Oysa ilk hafta kimse senden makale özeti istemiyor. İlk hafta yurt ofisindeki görevliyle anahtar ve depozito konuşuyorsun, bankada hesap açmaya uğraşıyorsun, koordinatörün odasında ders listeni değiştiriyorsun. Akşam da ortak mutfakta, makarna suyu kaynarken, Valensiyalı bir ev arkadaşının So, what are you studying? sorusuna cevap veriyorsun.

Bu yazı gitmeden önceki dönemi o ilk haftaya göre kullanmak isteyenler için. Bizim gruplara Erasmus için gelenler genelde B1 civarında oluyor. Dilbilgisi kâğıt üzerinde yerinde. Takıldıkları yer, hızlı geçen ve ikinci kez sorulamayan kısa konuşmalar.

Yurt ofisinde ilk beş dakika

Varış günü yorgunsun, bavul yanında, arkanda sıra var. Görevli hızlı konuşur, bir form uzatır, oda kontrol listesinden ve çamaşır kartından bahseder. Burada uzun cümleye ihtiyacın yok. İhtiyacın olan şey, kaçırdığın kısmı geri istemek.

  • Sorry, could you say that again a bit more slowly?
  • Do I need to fill this in now, or can I bring it back tomorrow?
  • Where do I get the card for the washing machines?
  • So I get the deposit back when I move out, right?

Sonuncusundaki right? çok iş görür. Anladığını kendi kelimelerinle tekrar ediyor ve onay istiyorsun. Türk öğrenciler bunun yerine genelde başını sallayıp geçiyor. İki gün sonra çamaşır kartını nereden alacağını bilmeden koridorda dolaşan da çoğu zaman o oluyor.

Banka ve oturum işleri

Ayrıntı ülkeden ülkeye değişiyor. Bazı şehirlerde önce adres kaydı yapılıyor, sonra banka; bazılarında oturum izni için randevu alınıyor. Hangi belgenin gerektiğini gideceğin üniversitenin uluslararası ofisinden öğren, burada liste uydurmayalım. Konuşmanın biçimi ise her yerde benzer: bir gişe, bir görevli ve senin bir şeyi neden henüz yapamadığını anlamaya çalışman.

Bu konuşmalarda en sık duyduğumuz cümle How can I do? oluyor. Türkçedeki "Nasıl yapabilirim?" kelimesi kelimesine çevrilmiş. İngilizcede do fiili burada bir nesne ister. Doğrusu What should I do? ya da How do I do that? Daha da iyisi, ne istediğini açıkça sormak: What do I need to open an account?

Bir de I want meselesi var. I want to open a bank account yanlış değil ama gişede sert duyulabiliyor. I'd like to open an account ya da I'm here to open an account daha yumuşak. Bu küçük fark bir hafta içinde onlarca kez önüne çıkacak.

Koordinatörle ders seçimi

Learning Agreement'a yazdığın derslerin bir kısmı oraya varınca çakışıyor ya da o dönem açılmıyor. Bu çok olağan bir durum ve koordinatör bunu her dönem yaşıyor. Konuşurken iki kelime sorun çıkarıyor.

Birincisi "ders". Türkçede her şeye ders diyoruz, öğrenci de lesson diyor. Üniversitede bir dönem boyunca aldığın derse course, bazı ülkelerde module denir; lesson daha çok tek bir ders saatini anlatır. Yani I want to change this lesson yerine I'd like to swap this course for another one.

İkincisi take. Ders için doğru fiil bu: I'm taking four courses this semester. Ama aynı fiil kafeye taşınınca tuhaflaşıyor. Can I take a coffee? diyen biri kahveyi tezgâhtan alıp götürecekmiş gibi duruyor. Sipariş verirken Can I have a coffee, please? ya da I'll have a cappuccino denir.

Koordinatöre şu cümleyi kurabilmen de lazım: These two courses are at the same time. Is there another one with the same number of credits? Bunu yüz yüze derste rol yaparak çalışıyoruz. Bir kişi koordinatör olur, elinde uydurma bir ders listesi vardır; öbürü programını değiştirmeye çalışır. Koordinatöre verdiğimiz tek talimat şu: hemen evet deme.

Ortak mutfak

Erasmus'ta en çok İngilizce konuşulan yer çoğu zaman burası. Buradaki İngilizce de bir İngiliz'in İngilizcesi değil. Karşındaki Polonyalı, İtalyan ya da Portekizli öğrenci de ana dili olmayan bir dille konuşuyor. İyi tarafı, kimse senden hatasız cümle beklemiyor. Zor tarafı, herkesin aksanı başka ve herkes kendi dilinden kalıplar taşıyor; bazen iki kişi üçüncü bir dilde, ikisinin de tam bilmediği kelimelerle anlaşmaya çalışıyor.

Mutfakta dönen sorular az çok belli: nereden geldin, ne okuyorsun, ne kadar kalacaksın, şehri gezdin mi. Cevaplarda en sık duyduğumuz hatalar şunlar:

Türk öğrencinin söylediği (yanlış)Doğrusu
I am agree, the rent here is crazy.I agree, the rent here is crazy.
I am coming from Turkey.I'm from Turkey. I'm from Eskişehir, actually.
My department is economics.I study economics.
I will stay here five months.I'm here for five months.
Yes, I visited. (Tarihi merkezi gördün mü sorusuna)Yes, I went on Sunday. ya da Not yet.

I am agree en inatçı olanı. "Katılıyorum" Türkçede bir durum gibi hissediliyor, öğrenci de araya am koyuyor. Agree bir fiil ve yardımcıya ihtiyacı yok. Olumsuzu da I don't agree, I am not agree değil.

Mutfakta işe yarayan bir alışkanlık daha var: soruyu geri çevirmek. Cevabını verip What about you? ya da How long are you staying? diye sormayan kişi sohbeti farkında olmadan kapatıyor. Derste bunu sayıyoruz. İki dakikalık bir mutfak sahnesinde karşındakine kaç soru sordun? Sıfırsa sahneyi baştan oynuyoruz.

Gitmeden önceki dönemi nasıl kullanmalı

Kelime listesi yerine bir sahne listesi çıkar. Varış günü, banka gişesi, koordinatör, eczane, ev arkadaşıyla bulaşık pazarlığı. Her sahne için beş altı cümle yaz ve yüksek sesle söyle. Sonra kâğıdı kapat, aynı sahneyi kendi kelimelerinle tekrar oyna. İkinci oynayış birincisinden kötü çıkabilir, bu normal.

Tek başına yapınca zorlaşıyor, çünkü karşında seni şaşırtacak biri yok. Bizim gruplarda bu sahneler yüz yüze derste masanın etrafında oynanıyor. Uygulamadaki canlı derste ise aynı konuşmaları ekran üzerinden, kulaklıkla, başka birinin aksanına alışarak yapıyorsun. Gittiğinde ev sahibiyle ya da koordinatörle yapacağın görüntülü görüşmelere en çok benzeyen kısım bu ikincisi.

Bu hazırlığın yetmediği yer

Gideceğin bölümde dersler tamamen İngilizceyse ve seviyen A2 civarındaysa, bir dönem konuşma çalışmak seni derslere hazır hale getirmez. Akademik okuma ve ders dinleme ayrı bir iş, ona ayrıca zaman ayırman gerekir. Bir de şunu bil: ilk hafta yorucu geçecek. Ne kadar hazırlansan da görevlinin dediğini ilk seferde kaçırdığın anlar olacak. Hazırlık o anları ortadan kaldırmıyor. O anda ağzından hangi cümlenin çıkacağını belirliyor.

Bu yazıdaki konuları gruplarda nasıl çalıştığımızı görmek istersen bir derse misafir olabilirsin.

Deneme dersi al
Seviyeni ölç