İçeriğe geç

Not · 4 dakikalık okuma

Dizileri altyazısız anlıyorum ama konuşurken donup kalıyorum

Dinlediğini anlamak ve aynı kelimeleri konuşurken bulmak iki ayrı beceri. Aradaki farkın nereden geldiğini ve evde yapabileceğin küçük alıştırmaları anlattık.

Açık havadaki bir kafede karşılıklı oturup konuşan iki genç kadın

Gece yarısı bir diziyi altyazısız izliyorsun, şakalara gülüyorsun, hatta bazı repliklerin kelime oyununu yakalıyorsun. Ertesi gün yurt dışından gelen bir arkadaşın arkadaşı sana So what do you do? diye soruyor ve kafanın içi boşalıyor. Bildiğin bütün kelimeler bir yerde duruyor ama hiçbiri ağzına gelmiyor.

Bunu bize çok anlatıyorlar ve çoğu kişi bunu bir tür kusur gibi yaşıyor. Aslında açıklaması basit. Dinlediğini anlamak ve aynı kelimeyi konuşurken bulup kullanmak iki ayrı beceri, ve dizi izlemek bunlardan sadece birini çalıştırıyor.

Tanıdığın kelime, kullandığın kelime

Dil öğretiminde buna alıcı ve üretici kelime bilgisi deniyor. Alıcı tarafta, duyduğunda ya da okuduğunda tanıdığın kelimeler var. Üretici tarafta, konuşurken kendiliğinden bulabildiklerin. İlki her zaman daha büyüktür; bu herkeste, ana dilinde de böyle. Ama çok dizi izleyip az konuşan birinde aradaki açıklık olağandışı genişliyor.

Bir örnek: reluctant kelimesini bir sahnede duyduğunda hemen anlıyorsun, bağlam da yardım ediyor. Konuşurken aynı şeyi söylemen gerektiğinde ise ağzından he doesn't want very much gibi bir cümle çıkıyor. Kelime orada ama sen onu hiç aramak zorunda kalmadın. Aramadığın kelimenin yolu da açılmıyor.

Kafadaki çeviri ve fiil beklemek

İkinci sebep cümle dizilişi. Türkçede fiil sona gelir: "Dün akşam arkadaşlarımla sahilde uzun bir yürüyüş yaptık." Kafanda Türkçe kuran biri İngilizceye çevirmeye başladığında Yesterday evening with my friends... diye giriyor, sonra fiili bekliyor. Fiil gelmeden cümle ilerlemiyor ve o sırada karşındaki bir şey söylemeni bekliyor.

İngilizce cümle fiili erken ister: I went for a long walk with my friends last night. Burada işe yarayan küçük bir alışkanlık var. Konuşmaya özne ve fiille başla, gerisini sonra ekle. I went... dedikten sonra nereye, kimle, ne zaman, hepsi arkaya dizilebilir. Bunu birkaç hafta bilinçli yapınca kafadaki çeviri yavaş yavaş kısalıyor.

Üç saniyelik sessizlik

Konuşmada üç saniye susmak, dışarıdan bakınca kısa ama içeriden çok uzun hissettiriyor. Karşındaki o sessizliği genelde senin bitirdiğin şeklinde okuyor ve araya giriyor. Sen de cümleni yarıda bırakıyorsun.

Bunun için ana dili İngilizce olanların da kullandığı birkaç zaman kazandıran ifade var. Bunlar boşluk doldurmak için değil, kelimeyi ararken sırayı elinde tutmak için:

  • Let me think for a second.
  • How do I put it...
  • Hang on, it'll come to me.
  • What's the word... it's the thing you use to open a bottle.

Sonuncusu en değerlisi. Kelimeyi bulamadığında onu tarif etmek, konuşmayı kesmekten her zaman iyidir. Türk öğrencilerin çoğu bu durumda Türkçe kelimeyi söyleyip how do you say... diye duruyor ve sohbet orada kopuyor.

Uygulamadaki ilk canlı ders

Bu yazıyı okuyan çoğu kişi için ilk canlı ders şöyle geçiyor. Kamera kapalı, mikrofon kapalı. Hoca bir soru soruyor, sen kafanda cümleyi kuruyorsun, düzeltiyorsun, bir daha düzeltiyorsun. Mikrofonu açmaya karar verdiğinde konu çoktan değişmiş oluyor.

Bizim gruplarda ilk derste kimseden kamerasını açmasını istemiyoruz. İstediğimiz tek şey, herkesin dersin ilk on dakikasında mikrofonunu en az bir kez açıp bir şey söylemesi. Tek kelime bile olur. İkinci derste bunu iki kez yapıyorsun. Dördüncü derste genelde kamera da açılıyor, çünkü artık sesinin duyulmasından korkmuyorsun. Ekran karşısında donanlar için yüz yüze derslerin rahatlattığı da oluyor; masada göz göze konuşmak bazı insanlara daha kolay geliyor.

Evde yapılacak küçük işler

Bunlar dizi izlemeyi bırakman için değil. İzlediğin dizinin bir kısmını konuşmaya çevirmek için.

  1. Gününü anlatmak. Bulaşık yıkarken, otobüste ya da yolda yürürken ne yaptığını kısık sesle İngilizce söyle: I'm making tea. I'm going to call my sister after this. Kimse dinlemiyor, hata yapmanın bedeli yok. Sadece fiili erken söyleme alışkanlığı için bile işe yarıyor.
  2. Gölge okuma (shadowing). Dizinden 30 saniyelik bir sahne seç. Bir kez dinle, sonra replikleri oyuncunun hemen arkasından, aynı hızda ve aynı vurguyla tekrar et. Bir hafta boyunca her gün aynı 30 saniye. Amacı anlamak değil, ağzını o ritme alıştırmak.
  3. Tekrar anlatmak. Bir bölüm bittiğinde telefonunun kaydını aç ve bölümü bir dakikada anlat. Durmadan, geri dönmeden. Sonra dinle ve aradığın ama bulamadığın kelimeleri yaz. O kelimeler senin alıcı tarafta kalmış kelimelerin. Ertesi gün onları kullanarak aynı bölümü tekrar anlat.

Üçüncü alıştırma en zahmetlisi ve en çok atlanan. Ama aradığın kelimeyi bulup kullandığın an, o kelimenin alıcı taraftan üretici tarafa geçtiği an.

Testteki seviye, konuşmadaki seviye

Seviye testlerinin çoğu dinleme ve okumaya dayanıyor. Bu yüzden çok dizi izleyen biri testten B1, hatta B2 çıkabiliyor, ama konuşması A2 gibi duruyor. Bu durumda kendini A2 ile B1 arasında takılmış gibi hissedebilirsin, oysa sorun bütün becerilerde değil, sadece birinde. Bizde grup yerleştirmesinde bu yüzden kısa bir konuşma da yapıyoruz; anladığın kadar değil, konuşabildiğin kadar bir gruba giriyorsun.

Bu alıştırmaların yapmadığı şey

Bu alıştırmalar hatalarını göstermez. Gününü anlatırken yanlış bir kalıbı yüz kez tekrar edersen o kalıp yerleşir. Düzeltilmek için seni dinleyen biri gerekiyor. Bir de şu var: diziyi gerçekten anladığından emin değilsen, yani görüntüden ve bağlamdan tahmin ediyorsan, sorun konuşmadan önce dinlemede olabilir. Altyazısız bir bölümü sadece sesini dinleyerek anlatmayı dene. Zorlanıyorsan önce oradan başlamak gerekiyor.

Bu yazıdaki konuları gruplarda nasıl çalıştığımızı görmek istersen bir derse misafir olabilirsin.

Deneme dersi al
Seviyeni ölç